Erkân-ı Harbiye Hangi Padişah? Bir Dönüşümün Hikâyesi
Bir zamanlar İstanbul’un kalbinde, rüzgârın Boğaz’dan taşıdığı serinlik içinde bir yapı yükseliyordu: Harbiye Mektebi. O binanın içinde yalnızca askerler değil, imparatorluğun geleceğini düşünen, bir yandan gelenekle bir yandan modernlikle mücadele eden insanlar vardı. “Erkân-ı Harbiye” denilen bu kavram, o dönemin kalbinde bir devrimdi; yalnızca ordunun değil, zihniyetin de yeniden inşasıydı.
Bu yazıda sana bir tarih dersi değil, o dönemin ruhunu; bir padişahın vizyonuyla, bir subayın azmiyle ve bir kadının sessiz cesaretiyle harmanlanmış bir hikâye anlatmak istiyorum. Çünkü Erkân-ı Harbiye, bir kurumdan çok daha fazlasıdır — bir milletin uyanışı, bir halkın yeniden doğuşudur.
II. Mahmud’un Gölgesinde: Reformun Kalbi
Hikâyemiz, 19. yüzyılın başlarında, Osmanlı İmparatorluğu’nun kırılgan ama umut dolu bir döneminde başlar. Padişah II. Mahmud, modernleşmenin sancılı yollarında yürüyen bir hükümdardır. Ordunun çağın gerisinde kaldığını görür ve yeni bir sistem kurmaya karar verir. İşte o zaman “Erkân-ı Harbiye” yani Genelkurmay Başkanlığı kavramı doğar.
II. Mahmud’un vizyonu, yalnızca silahları yenilemek değil, zihniyeti dönüştürmektir. Avrupa’nın askeri sistemlerini inceler, eğitimli bir subay sınıfı oluşturmak ister. Çünkü o bilir ki, savaşın kaderi artık cesur askerlerin değil, bilgili planlamacıların elindedir.
Harbiye Mektebi kurulur; matematik, geometri, haritacılık gibi derslerle askerlik bir “bilim” hâline gelir. İşte bu yüzden, Erkân-ı Harbiye sadece askeri bir terim değildir; düşüncenin, aklın, stratejinin zaferidir.
Bir Kadının Gölgesinde: Empatiyle Gelen Farkındalık
O yıllarda İstanbul’un bir köşesinde, Nigar adında genç bir kadın yaşar. Babası bir Harbiye subayıdır, annesi eski bir konak terbiyesiyle yetişmiş bir İstanbullu. Nigar, her akşam babasının anlattığı hikâyelerle büyür: disiplin, sadakat, vatan sevgisi…
Ama bir akşam, babası uzun uzun düşünürken Nigar dayanamaz:
“Baba, padişah neden hep askerleri değiştirmek istiyor?” der.
Babası gülümser:
“Çünkü kızım,” der, “artık savaş sadece kılıçla değil, akılla kazanılıyor. Padişah bunu anlamış.”
Nigar o an fark eder: Erkân-ı Harbiye yalnızca bir düzenleme değildir, insanların geleceğe bakışını da değiştirir. Kadınların empatisiyle, erkeklerin stratejik aklı birleştiğinde bir toplum dönüşür.
Bir Subayın Hikâyesi: Akıl ve Savaşın Eşiğinde
Harbiye Mektebi’nin taş duvarları arasında Ahmet adında genç bir subay yetişmektedir. Ahmet analitik düşünen, hesap kitap bilen, ama yüreğinde derin bir sorumluluk taşıyan biridir. II. Mahmud’un reformlarının ilk öğrencilerindendir.
Bir gün okulun avlusunda, hocası ona şöyle der:
“Evladım, harp artık yalnızca kılıç sallamak değildir. Harita okumak da cesarettir, plan yapmak da vatan sevgisidir.”
Ahmet, yıllar sonra sınırda görev yaparken, bu sözü hatırlar. Savaş meydanında her adımı planlar, askerlerini korur, stratejisini uygular. Ve o gün, farkına varır: Erkân-ı Harbiye denen şey aslında insan aklının cesaretle birleştiği yerdir.
Erkân-ı Harbiye’nin Ruhunda Ne Var?
Bugün bile bu kavram sadece bir kurumsal isim değildir. “Erkân-ı Harbiye” dendiğinde içinde bilgi, sorumluluk, akıl ve adalet taşır. II. Mahmud’un kurduğu bu sistem, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, oradan bugüne kadar uzanan bir düşünce zinciridir.
Kadınların empatik duyarlılığıyla, erkeklerin çözüm odaklı aklı birleştiğinde, Harbiye’nin anlamı da büyür. Biri geleceği hisseder, diğeri geleceği planlar. Böylece tarih yalnızca padişahların değil, halkın hikâyesine dönüşür.
Harbiye’nin Günümüze Yansıması
Bugün Harbiye’ye baktığımızda, artık bir savaş kurumu değil; konserlerin, tiyatroların, fikirlerin buluştuğu bir alan görürüz. Ama o taş duvarların içinde hâlâ II. Mahmud’un vizyonu yankılanır: “Eğitim olmadan ordu olmaz, akıl olmadan güç olmaz.”
Harbiye, geçmişin disiplinini bugünün yaratıcılığıyla buluşturur. Bu yüzden, “Erkân-ı Harbiye hangi padişah?” sorusunun cevabı sadece bir isim değildir; bir düşüncenin, bir mirasın hikâyesidir.
Son Söz: Akıl ve Yürek Aynı Haritada
Erkân-ı Harbiye’yi kuran II. Mahmud, bir çağın kapısını araladı. Ama o kapıdan geçenler yalnız askerler değildi; kadınlar, düşünürler, gençler, hayal kuran herkes geçti.
Bugün bu hikâyeyi okurken sen de düşün:
Bir karar verirken aklın mı önde, yüreğin mi?
Belki de ikisi birlikte yürüdüğünde, kendi “Harbiye”ni bulursun.
Erkan ı Harbiye hangi padişah ? başlangıcı açık anlatılmış, fakat detaylar sanki sonraya bırakılmış. Basit bir örnekle ifade etmem gerekirse: Şeriye ve evkaf’ın kaldırılması ve erkan ı harbiye’nin kaldırılması hangi ilkelerin uygulanmasına katkıda bulundu? Şer’iye ve Evkaf Vekaletleri ile Erkan-ı Harbiye Vekaleti’nin kaldırılması , aşağıdaki ilkelerin hayata geçirilmesine katkıda bulunmuştur: Laikleşme : Din işlerinin siyasetten ayrılması ve laik devlet anlayışının pekiştirilmesi. Ordu-siyaset ayrılığı : Ordunun politika dışına çıkarılması ve bağımsız bir genelkurmay yapısının oluşturulması.
İbrahim!
Teşekkür ederim, katkınız yazının doğal akışını destekledi.
Erkan ı Harbiye hangi padişah ? başlangıcı merak uyandırıyor, yine de daha cesur bir ton iyi olabilirdi.
Kaplan!
Katkınız yazının doğallığını artırdı.
Girişi okurken sıkılmıyorsunuz, yine de çok akılda kalıcı değil. Son olarak ben şu ayrıntıyı önemli buluyorum: Erkan harbiye ne zaman kuruldu? Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Vekâleti, Mayıs 1920 tarihinde Ankara’da kurulan Meclis Hükümeti’nde yer almış ve daha sonra Genelkurmay Başkanlığı’na dönüştürülmüştür. Bu bakanlık, Mart 1924 tarihli 429 sayılı yasa ile kaldırılmış ve yerine Genelkurmay Başkanlığı kurulmuştur.
Yiğitalp! Sevgili katkı veren dostum, sunduğunuz fikirler yazıya yeni bir boyut kazandırdı ve metni daha anlamlı hale getirdi.