İçeriğe geç

İlk şair kimdir Türk ?

İlk Şair Kimdir Türk? Kafamızdaki İlk Şair Turu

Günümüzde herkesin birer “şair” olma yolunda ilerlediğini düşünüyorum. Evet, Instagram’da rastgele bir manzara fotoğrafının altına yazılan “güzel bir gün” cümlesi bile şairlikten sayılabilir. Ama bir de gerçek şairler var. Gerçek şairlik çok başka bir şey. Peki, bu ilk Türk şair kimdir diye soran varsa… Benim bildiğim kadarıyla, cevabımızı ararken biraz da başımızı kaşıyacağız. Neyse ki, bu yazıdan sonra, “İlk şair kimdir Türk?” sorusunun cevabına, belki biraz gülerek ama kesinlikle öğrenerek ulaşacağız.

Türklerin Şairlik Geleneği: O Bir İhtimal

Öncelikle şu soruyla başlamak lazım: Şair, sadece bir kelimeyi süslü bir biçimde yazan mı, yoksa bir toplumu, bir dönemi anlatan kişi mi? Eğer şair olmak bir kelimeyle insanları güldürmekse, her arkadaş grubunun en az bir şairi vardır. İzmir’de yaşadığım için rahatlıkla söyleyebilirim ki, “İzmir şairi” sıfatı bazen sahilde yürüyüp, “Rüzgarla kavuşmuş yaprak gibiyim” diye espri yapan birine de yakıştırılabilir.

Ama gelin görün ki, bu yazının odaklandığı şairler “gerçekten” ilk şairler. Peki, kimdi ilk şairimiz? Bizim “ilk şair” tanımımızdaki kişi, her şeyi kelimelere döken kişi olmalı. Ama tabii ki de tarihi düşünürken sadece Google’a bakmıyoruz. Hadi gelin, biraz tarihimize bakalım.

Divan Şairleri ve İlk Şair Kimdir Türk?

Tarihe bakalım. Orta Asya’ya doğru yolculuk yapalım. Şimdi, bir dakika, buradan bir şey yazmak daha da zorlayıcı çünkü çok fazla bilgi var ve insan bu kadar şairi karıştırınca kafasında bir baloncuk oluşuyor, “kim kimdir?” sorusu var. Ama net bir cevap vereceksek, büyük ihtimalle, İlk şair kimdir Türk? sorusunun cevabı “Kaşgarlı Mahmud” olur.

İlk bakışta, “Haaa! O kim?” diyecek olabilirsiniz. Ama gelin, sizi yakından tanıştırayım. Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lügati’t-Türk adlı eseriyle hem dil hem de edebiyat dünyasında köklü bir iz bırakmıştır. Hani şu “Türk dili” hakkında konuştuğunda ciddiyetinden müthiş bir “ilham” alınır ya… Kaşgarlı Mahmud’un aslında yaptığı da biraz buna benzer. Kelimeleri o kadar güçlü kullanmış ki, ne zaman tarihi bir yazıdan ya da bir şairin ilk adımlarından bahsedilse, aklımıza gelir.

Ama hep şöyle düşünün: Bir şairin ilk olması için sadece yazılı eser bırakması yetmez. Bunun bir de halkla bağlantısı vardır, değil mi? “Ha, şimdi anlatmak istediğim de tam olarak bu!” demek isterim.

Şairin İlk Adımları: Tabiat ve İnsan

İlk Türk şairinden bahsederken, şairin çevresini anlamadan olmaz. Şair dediğiniz kişi, bir şekilde çevresiyle diyalog kurmalı. Çünkü insan sadece dilini kullandığı kadar şairdir. (Ve bu konuda çok da fazla kafa karıştırmıyor. Bazen çevremizde olan şeyleri kağıda dökmeden şairlik olur mu diye düşünmüyor musunuz?).

Örneğin, bir sabah İzmir’de güneş doğarken, yürüyüşe çıkarken karşıma çıkan ilk şey, parkta bana doğru yuvarlanan bir top oluyor. Ve ben o an şairim. İçimden “Hayat da böyle” diyerek topu hızla ayağımın altından geçiyorum.

Hadi, bu “şairce” anı geçelim. Şairin ilk adımlarından bahsederken, şairin kelimeleri bir çalgı aleti gibi kullanabilmesi gerektiğini de söylemeliyim. Duygusal olmadan da bu işin temelini atmak zordur. Kaşgarlı Mahmud’un da Türk dilini anlatan, insana her kelimeyle bir şeyleri düşündürten yapıtı da buradan doğuyor aslında. Edebiyatın gücü… İnsanın içindeki anlam arayışı…

Kısa Diğer Şairler: Anadolu’nun Duygusal Haller

Bildiğiniz gibi, tarih boyunca pek çok şairimiz oldu. Kimisi aşkı anlattı, kimisi vatanı. Ama ilk şair kimdir Türk? diyerek, tek bir kişiyi seçmek hem zor, hem de bir yerde haksızlık olurdu. Mesela, Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdal gibi halk şairleri, Türk edebiyatında iz bırakmış pek çok büyük isme ilham kaynağı oldu.

Ama bu şairlerin seslerini biz zamanla duyduk. Zaten şair olmanın püf noktalarından birisi de zamanla tanınmaktır. Şimdi, en sevdiğim halk şairlerinden biri olan Karacaoğlan’ı gözümde canlandırayım. Hadi, yapalım… İzmir’de, pazar sabahı yürüyüşe çıkmış ve tam önümde de o kadar eski bir çınar var ki, “Beni anlat” dediğini duyuyorum.

Karacaoğlan’ın şairliği de buradan geliyor işte! Yani “bazen” şair olmak sadece kelimelerle ilgili değildir. Duygu, yürek ve yaşamla bağlantılıdır.

Bence Şairlik: İç Sesimle Tanışmak

Bu yazıyı yazarken, ben de aslında tam anlamıyla bir şair gibi düşünmeye başlıyorum. İçimdeki ses bana diyor: “Hadi biraz daha yaratıcı ol, abart biraz… Ne kadar şair olduğunu kanıtla.” Gerçekten, bazen şair olmak, başka bir sesle konuşmaktır. O sesi içimde duyuyorum: “Veya bazen evde kalmış ama dost sohbetine katılacak kadar cesur bir şekilde yürüyorsundur.”

Ama bu iç sesin bir de karanlık tarafı vardır. Bu yazıyı yazarken bile, şair gibi yazarken bir noktada kendi sesimi sorguluyorum. İç sesim bazen bana “Ne yapıyorsun, bu biraz fazla uzadı” diyor. Ama sonra aklıma şu geliyor: “Bir şairin sesine kimse müdahale etmemeli. Kendi yolunda gitmeli.”

Sonuç: İlk Şair Kimdir Türk?

Ve işte! Şimdi bu yazının sonunda, “İlk şair kimdir Türk?” sorusunun cevabını bulduk. İsterseniz Kaşgarlı Mahmud’un adıyla, isterseniz halk şairlerimizle, ama kesinlikle şairliğin bir ruh halinden olduğunu kabul ederek. Bir şair sadece kelimelerle değil, etrafındaki dünyayı, insanları ve o anı nasıl algıladığını anlatmakla da ilgilidir.

Ve belki de gerçek şair, en iyi şekilde, sadece içindeki sesi dinleyebilen kişidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
elexbet yeni giriş adresibetexper.xyzTürkçe Forum